DOLAR 45,4078 % 0.09
EURO 53,3214 % -0.29
STERLIN 61,4645 % -0.48
FRANG 58,0960 % -0.39
ALTIN 6.843,77 % -0,91
BITCOIN 80.819,60 -0.157

Anadolu’nun Açık Hava Müzesi Sivas: Her Köşesi Tarih Kokuyor

Yayınlanma Tarihi : Google News
Anadolu’nun Açık Hava Müzesi Sivas: Her Köşesi Tarih Kokuyor

Sivas denince akla ilk gelenlerden biri şüphesiz 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’dir. Ancak bu kadim şehrin tarihi, Cumhuriyet’ten çok çok öncesine, Hititlerin egemenliğine kadar uzanıyor. Peki Sivas, Roma’dan Selçuklu’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar nasıl bir dönüşüm yaşadı? İşte Sivas’ın bilinmeyen hikayesi…

Hititlerden Önce Karanlık Bir Dönem, Sonrasında İstilalar Sel gibi Geldi

Sivas şehrinin Hitit hakimiyeti öncesine dair bilgiler oldukça sınırlı. Ancak Hititler döneminde önemli bir yerleşim yeri olan kent, M.Ö. 7. yüzyılda Kimmer ve İskit istilalarına sahne oldu. Ardından sırasıyla Medler ve Persler bölgeye hakim oldu. M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısında ise Büyük İskender’in orduları Sivas’ı ele geçirdi.

Roma İmparatorluğu’nun Metropoliti: Sebasteia

Büyük İskender’in ölümünün ardından Kapadokya Krallığı’na bağlanan Sivas, M.S. 17’de Roma egemenliğine girdi. Roma döneminde önemli bir metropolitlik merkezi haline gelen şehir, surlarla tahkim edildi. 3. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık hızla yayılmaya başladı.

Rivayete göre, Sivaslı bir aziz olan Vilas, gösterdiği mucizelerle bölgede Hıristiyanlığın yayılmasına büyük katkı sağladı. Müslümanlar tarafından “Göz Evliyası” olarak kabul edilen bu azizin mezarının, bugünkü Gök Medrese civarında, o dönemki surların dışında olduğu düşünülüyor.

Sivas’ın Bizans dönemindeki ismi olan Sebasteia, Yunanca “saygıdeğer, yüce” anlamına geliyor. Latince’de ise “Augustus”un karşılığı olan bu ismin, İmparator Augustus’a ithafen verildiği tahmin ediliyor.

Kırk Şehitlerin Hazin Öyküsü: Buzlu Gölde Çıplak Bekletildiler

Sivas’ın Hıristiyanlık dönemine ait en çarpıcı hikayelerden biri “Kırk Martir” (Kırk Şehitler) olayıdır. Bayram günleri 9 Mart olarak kutlanan bu azizler, Hıristiyanlığa inandıkları için ölüm cezasına çarptırılan askerlerdi.

Bütün bir gece buzlu bir gölde çıplak bekletildikleri için donarak ölen şehitlerin cesetleri daha sonra yakıldı ve külleri suya atıldı. Suriyeli Ephrem’e göre bu olay, Licinius döneminde (M.S. 324) Sebasteia yakınlarında gerçekleşti.

Zamanımızda “Kırkşehitler” olarak bilinen bölgede kurumuş bir göl ve bir hamam olduğu anlatılıyor. 1659’da Sivas’a gelen Antakya Keşişi Makarius, şehitlerin gömüldüğü yeri şöyle tarif ediyor:

“Şehit oldukları gölün yeri şimdi kuru bir alan. Gömüldükleri yere gelince… uzaktan fark edilebilen, içi su dolu yay biçiminde kemerli bir kuyu. Daha sonra bizi kutsal kemiklerinin yakıldığı yere götürdüler. Surların dışında eski bir kilisenin yanında bir yerdi.”

Selçuklu’nun Başkenti Sivas: Sultan Keykavus Verem Hastalığına Burada Şifa Aradı

Malazgirt Zaferi’nin ardından 1060’lı yıllarda başlayan Türk akınlarıyla Sivas, Anadolu’nun en önemli İslam merkezlerinden biri haline geldi. Özellikle Danişmend Gümüştegin’in fetihleriyle şehir başkent yapıldı. Hatta Sivas’ta Kabe örtüsü dokunduğu bilinen özel atölyeler bulunuyordu.

Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus, verem hastalığına yakalandığı için sağlık kurumlarına büyük önem verdi. Onun emriyle 1217-1219 yılları arasında inşa edilen Şifaiye Medresesi ve Darüşşifa, Anadolu Selçuklu döneminden günümüze ulaşan en büyük hastanedir. Vakfiyesine göre, sultan bu hastane için 100’den fazla dükkân ve çiftliğin gelirini bağışladı.

Sultan Keykavus’un vasiyeti üzerine ailesiyle birlikte gömüldüğü türbenin kitabesinde ise şu dokunaklı satırlar yazılı:

“Yazıklar olsun ki biz geniş görkemli saraylardan karanlık dar kabirlere girdik. Zenginliğimiz ve servetimizin çokluğunun faydası olmadı… Bu yolculuk 4 Kasım Pazar 1220 günü oldu.”

Gök Medrese’de Kozmik Sırlar: Sekiz Kollu Yıldız ve Kanatlı Yaratık

Sivas’ın en dikkat çeken yapılarından biri kuşkusuz Gök Medrese (1271). Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından inşa ettirilen yapının taç kapısındaki bezemeler, adeta evrenin sırrını fısıldıyor.

Minare kaidelerinin ön yüzlerinde kozmik bir evren tasviri yer alıyor. Ortada dalları üzerinde kuşlar, tepesinde insan başına benzer bir başı olan kanatlı bir yaratık bulunuyor. Bu, “Vak vak ağacı” olarak bilinen mitolojik bir tasvir. Ağacın altındaki sekiz kollu yıldız sultanı, üstündeki sekiz kollu yıldız ise kutup yıldızını ve Tanrısal mekânı simgeliyor.

Uzmanlara göre bu bezemeler, 13. yüzyıl Anadolusu’nun ne kadar geniş bir imge dünyasına sahip olduğunu gösteriyor.

Moğol İstilası ve Eretna Beyliği: Yıkımdan Sonra Diriliş

1243’teki Kösedağ Savaşı ile Sivas, Moğol egemenliğine girdi. Ancak ilginçtir ki, bu dönemde de şehir ekonomik ve kültürel canlılığını korudu. 13. yüzyılın üçüncü çeyreğinde Buruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese gibi anıtsal yapılar inşa edildi.

1280 tarihli Gök Medrese vakfiyesi, Sivas’ın o dönemde 36 mahalleden oluştuğunu, Müslüman ve gayrimüslim nüfusun ayrı mahallelerde yaşadığını ortaya koyuyor. Ayrıca Müslüman mahallelerinin boylara göre ayrıldığı anlaşılıyor.

Osmanlı’ya Geçiş ve Behram Paşa Hanı’nın İhtişamı

1408’de kesin olarak Osmanlı egemenliğine giren Sivas’ta, Çelebi Sultan Mehmed harap olan kaleyi onardı. Otlukbeli Savaşı ile bölgedeki Osmanlı hakimiyeti pekişti.

Osmanlı döneminin en görkemli eserlerinden biri, 1573’te Sağır Mehmet Paşa tarafından inşa ettirilen Behram Paşa Hanı. İki katlı, açık avlulu bu hanın giriş cephesinde aslan figürleri dikkat çekiyor. Hemen yanındaki Kurşunlu Hamam ise 1576 tarihli kitabesine göre yine Behram Paşa tarafından yaptırıldı. Kadın-erkek bölümleriyle çifte hamam olarak inşa edilen yapı, günümüzde de kullanılıyor.

Sivas Kongresi’nin Yapıldığı Bina Bugün Müze

Milli Mücadele’nin en önemli dönüm noktalarından biri olan Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919’da bugünkü lise binasının salonunda toplandı. Bu kongre, Anadolu’nun bağımsızlık hareketi içinde bir kırılma anı olarak kabul ediliyor.

Kongrenin yapıldığı bina, 1981’e kadar lise olarak kullanıldı. 1990 yılında restore edilerek Etnoğrafya Müzesi haline getirilen binada, kongrenin yapıldığı oda aslına uygun şekilde düzenlenmiş durumda.

Sivil Mimarinin İncisi: Susamışlar Konağı

Sivas’ta sivil mimarinin en güzel örneklerinden biri Susamışlar Konağı. Köşk kısmı ve önündeki çeşme, 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yaptırıldı. Sivas Belediyesi tarafından restore edilen konakta alt katta yaşlılar, evliler ve bekarlara ait odalar, semahane, çilehane ve mutfak bölümleri yer alıyor. Üst katta ise kadınlar kısmı ve misafir köşkü bulunuyor.

Bugün Sivas: Tarihle İç İçe Bir Şehir

Sivas’ın eski çekirdeği bugün Hükümet Meydanı çevresinde yer alıyor. Tarihi eserlerin çoğu, eski surların kuşattığı bu bölgede yoğunlaşıyor. Düz toprak damlı geleneksel Sivas evlerinin yerini apartmanlar alsa da, şehir adeta bir açık hava müzesi gibi.

Roma’dan Selçuklu’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan bu kadim şehir, hem kültür turizmi hem de inanç turizmi açısından büyük bir potansiyele sahip. Ve belki de en önemlisi, Sivas tüm bu tarihi boyunca hiçbir zaman önemini yitirmedi, hep bir direniş ve medeniyet merkezi oldu.

YORUM YAP